Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanlık Üyesi Sipan Hemo, 30 Ocak Anlaşması ile birlikte “Kürtlerin Suriye’de siyasi ve idari varlıklarının kabul edilmesinin sağlandığını” söyledi.
Nûmedya24’e Suriye hükümeti ile 30 Ocak’ta imzaladıkları anlaşmayı değerlendiren Sipan Hamo, Kürtler arasında devam eden “Teslimiyet mi, diplomatik başarı mı?” tartışmalarını yorumladı.
Suriye ordusu ile savaşın bir “meydan muharebesi” değil, “Kürtlerin varlığına yönelik topyekûn bir imha planına karşı verilen bir direniş” olarak değerlendiren Hamo, yapılan anlaşma ile Kürtlerin Suriye’de ilk kez siyasi ve idari varlıklarının kabul edilmesini sağladığını; aynı zamanda mücadelenin askeri boyuttan siyasal ve hukuki bir aşamaya evrildiğini söyledi.
“Bugün Kürt Adı Verilen Bir Vilayet, Onaylandı”
Hamo, “Bölgesel ve küresel güçler arasında Kürt halkının varlığına ve kazanımlarına karşı büyük bir anlaşma vardı. Plan, DSG’yi tamamen ortadan kaldırmaktı. Bu plana karşı güçlerimiz de kazanımları korumak için şiddetli bir savunma savaşına girdi. Kısa bir süre içinde hem saldıran güçler hem de destekçileri, bu savaşın tüm Suriye için çok ağır sonuçlar ortaya çıkaracağının farkına vardı. Ancak bize karşı oynanan oyunların tamamen boşa çıktığını da iddia edemeyiz. Bugün Kürt bölgeleri adı verilen bir vilayetin onaylanması, halkımızın siyasi statüsünü de ortaya koymakta ve bölgesel ve küresel güçlere dayatmaktadır” dedi.
“Kürtler Suriye’de Artık Kendi Kimlikleri İle Yaşayacak”
Hamo, “Geriye dönüp baktığınızda ‘Hatalarımız da oldu’ diyebiliyor musunuz?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Ortaya çıkan sonuçlardan bahsederken, salt eksikliklerimize takılıp kalmamalıyız kuşkusuz. Ama elbette bu süreçte hatalar yaptık ve bu konuda halkımızın bizi eleştirme hakkı var. Savunma gücü ve siyasi irade olarak, sürecin sonuçlarını kapsamlı bir şekilde değerlendirmeye başladığımızı belirtmek gerekir. Ancak ne olursa olsun, siyasi güçlerin ve halkımızın bir bütün olarak ortaya çıkan sonuçları doğru bir şekilde okuması gerekiyor. 30 Ocak Anlaşması’nın resmi sonucuna dikkat edersek, açıkça söyleyebiliriz ki; Kürtler artık Suriye’de kendi varlıkları ve kimlikleriyle vatandaş olarak yaşayacaklar. Kürt bölgelerinde de halkımız kendi özerkliği ve özgünlüğüyle yaşayacak. Burada önemli bir diğer konu da Kürtlerin artık kendilerini yönetecek olmalarıdır. Elbette Suriye düzeyinde Kürtler, belirli bir kota çerçevesinde resmi alanlarda da kendilerini temsil edeceklerdir.
Şam yönetimi ile yapılan görüşmelerde Kürtlerin haklarının korunmasına yönelik bazı sözler verildiğini anlatan Hamo, “Henüz anayasal değişiklikler olmasa bile bazı adımlar atıldı. Bu nedenle, Kürtlerin haklarının korunmasını sağlamak için, şimdi yasal mücadeleyi güçlendirme ve yeni bir temel anayasa oluşturma aşamasına giriyoruz. Bu bağlamda, Kürt halkının geliştirdiği modeli tüm Suriye için örnek haline getirmeye çalışmalıyız. Kürtler, Suriye’nin demokratikleşmesinde öncü rol üstlenmeye kararlıdır” dedi.
SDG’nin kontrolündeki Arap ağırlıklı Rakka, Deyrizor ve Tabka gibi kentlerde Arap aşiretlerinin saf değiştirerek merkezi Şam yönetimine geçiş yapmasını; “Arap bölgelerinde istediğimiz kadar başarılı olamadık” sözleri ile açıklayan Hamo, şöyle devam etti:
“Geçmişte toplumsal ve siyasal modelimizi Suriye’de yaymaya çalıştık, ancak bu tam arzuladığımız gibi sonuçlanmadı. Şüphesiz bunun dıştan kaynaklı nedenleri ve yöntemlerimizle ilgili iç nedenleri vardı. Halkın önünde özeleştiri veriyoruz. Son 10 yıldır Kürt halkını örgütlemeye ne kadar odaklanmış olsak da, Arap bölgelerinde aynı çabayı ve mücadeleyi gösteremedik. Rakka savaşını gözlemlediğimizde, orada yapılan şey salt askeri bir savaş değildi. Rakka toplumu, Şam hükümeti yerine DSG’nin varlığını kabul edecek bilinçte değildi. Ancak ortaya çıkan sonuçlardan dolayı Rakka’daki Arap toplumunu suçlamak doğru değildir. Bunun yerine, Suriye’nin demokratikleşmesinin kamuoyu algısı konusunda Arap bölgelerinde istediğimiz kadar başarılı olamadığımızı söylemeliyiz. Kürt halkının bize yönelttiği tüm eleştirilerin değerli ve haklı olduğunu belirtmeliyiz.
Bugün bazı çevreler eleştiri kisvesi altında Arapların Kürtleri yalnız bıraktığını ve onlara ‘ihanet’ ettiğini söylüyorlar. Bence bu doğru değil. Çıkarlar olduğu ve buna göre politikalar geliştirildiği sürece, bu tür şeylerin her zaman olacağı unutulmamalıdır.
Sipan Hamo, Şam yönetimi ile varılan anlaşmanın detaylarına ilişkin de önemli detaylar verdi. Hamo, bölgede uygulamaya geçirilecek askeri ve siyasi adımları şöyle açıkladı:
“Şu ana kadar anlaşmanın sadece askeri ve güvenlik yönleri ele alındı. Ancak, görülmesi gereken birçok başka nokta da var. Özellikle askeri konuda, Kürt bölgelerindeki güçlerimizi 4 tugaya göre organize etme kararı alınmıştır. Bu tugaylar Derik, Qamışlo (Kamışlı), Hasekê ve Kobanî’ye konuşlandırılacaktır. Cizîre bölgesindeki üç tugay tek bir merkez altında, yani bir tümen olarak organize edilecek. Kobanî tugayı ise idari olarak Kürt olacak ve Halep vilayetine bağlı kalacak. Bunun için komuta yapısından tutalım da tugayların konuşlandırılacağı merkezlere kadar her şey tarafımızca belirlendi.
“Askeri Güçlerin Yüzde 90’ı Kürt Olacak”
Güçlerimiz şehir merkezlerinde kalmayacak. Tüm bu değişiklikler bizim girişimimizle, genel entegrasyon anlaşması çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Askeri güçlerin yüzde 90’ı Kürtlerden oluşacaktır. Geri kalan yüzde 10’u ise Süryaniler ve Araplardan oluşacaktır. Başka bir deyişle, savunma gücünün Kürt gücü olacağını söylemek yanlış olmaz.
“Merkezlerdeki Yetkililer Kürt Olacak”
Buradaki temel başka bir konu ise İç Güvenlik yani Asayiş (polis gücü) meselesidir. Anlaşmaya göre, Hasekê vilayetinin valisi bizim tarafımızdan atanacak. Güvenlik şefi ise Şam tarafından atanacak. Ayrıca, Hasekê, Qamışlo (Kamışlı) ve Derik’teki ilçe kaymakam ve güvenlik merkezleri de bizim tarafımızdan atanacak. Sonuç olarak, Kürt bölgelerinin iç güvenliği güçlerimiz tarafından korunacaktır.
“Hükümet İçinde Kendilerini Temsil Edecekler”
Genel sistem içinde, savunma bakan yardımcısı DSG tarafından atanacak. Güvenlik güçlerimiz, İçişleri Bakanlığı’na yardımcı olmak üzere de bir üye atayacak. Başka bir deyişle, güçlerimiz genel olarak hükümet içinde kendilerini temsil edecektir. Bölge valisinin ve savunma bakan yardımcısının kararına kalan konular bölge valisinin sorumluluğunda olacak. Diğer konular şu anda halen görüşülüyor.
“Kobani’de Kürt Güçleri İç Güvenlikten Sorumlu Olacak”
Aynı sistem Kobanî’de de uygulanacak. Şehir çevresine askeri güçler konuşlandırılacak ve Kürt güvenlik güçleri iç güvenlikten sorumlu olacak. Ayrıca, ilçe valisi de Kürt olacak. Amacımız yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünden sonra Afrin ve Serêkaniyê’de de(Resulayn) aynı sistemi uygulamaktır. Bu iki Kürt şehri için şu anki açık konular, yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü ve öz örgütlenme süreçlerinin başlamasıdır. Yukarıda bahsettiğim şeyler anlaşmanın ilk aşamasıdır.
“Kürt Dilinin Resmi Statü Kazanması”
İkinci aşamaya gelince; bu aşamada önemli konuların başında Kürt dilinin resmi statüsü kazanması ve Rojava’daki (Kuzeydoğu Suriye) okul ve üniversitelerden alınan diplomaların kabul edilmesi meselesi geliyor. Bu konuda kapsamlı çalışmalarımız var. Özcesi, Kürt halkının siyasi statüsüne ulaşması konusunda önümüzde çok önemli işler var. Siyasetçilerden akademisyenlere, hukukçulardan askerlere kadar herkesin çalışmalara katılması hayati önem taşıyor.”
Kaynak: Nûmedya24 / T24


