ABD ve İsrail’in Saldırılarına Bölge Halkı Ne Diyor? Diyarbakırlılar İran’a Bakıp Irak’ı, Suriye’yi Hatırlıyor

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İran’a yönelik gerçekleştirilen saldırılarda rejimin baskısına öfke duyan ama demokrasi vaadiyle gelen bombaların yıkımını tecrübe etmiş olan Diyarbakırlılar soruyor: “Irak’a, Suriye’ye gelmeyen demokrasi İran’a mı gelecek?”

Politik atmosferin bir süredir ağır olduğu Diyarbakır’da, gündem ABD ve İsrail’in İran saldırısı. Sokaktaki yurttaş bir yandan İran rejiminin özellikle Kürt halkına yönelik idam ve katliam politikalarına öfkeyle anıyor, diğer yandan emperyalist müdahalenin bölgeye ne getireceğini tartıyor.

Birebir sohbetlerde kimi yurttaşlar, dini lider Hamaney’in öldürülmesini ve rejimin sarsılmasını, binlerce Kürt’ün katledilmesinin bir bedeli olarak görüp destekliyor. “ABD ve İsrail vursun, bu zulüm bitsin” diyenlerin yanında, bu saldırıların bölgeyi nereye sürükleyeceği sorusu büyük bir boşluk yaratıyor. Konuştuklarımıza bakılırsa kafalar karışık; bir yandan rejimin gitmesi arzulanırken, diğer yandan Abdullah Öcalan’ın İsrail ve bölge siyasetine dair tutanaklara yansıyan değerlendirmeleri üzerinden müdahalenin niteliği sorgulanıyor.
Dağkapı ve Sur’un sokaklarında ise manzara daha net. Kürt halkı emperyalizmin demokrasi makyajına şüpheyle bakıyor.

“ABD Irak’ta, Suriye’de de Aynı Şeyi Yaptı”

Gazi Caddesi üzerinde iftar öncesi eve yetişmek için durakta bekleyen iki yurttaşla ayaküstü konuşuyoruz. Orta yaşlı bir erkek, İran’ın bölge siyasetini eleştirerek söze başlıyor: “İran da bu kadar diklenmeyecek, Arap ülkelerini karşına alıp ABD’nin kendine saldırmasına izin vermeyecekti.”

Ancak bu eleştiriyi yaparken saldırıyı meşrulaştırmıyor. Aynı yurttaş, Irak ve Suriye örneğini hatırlatarak ekliyor: “Rejim değişecek, molla gidecek diyorlar. ABD Irak’ta, Suriye’de de aynı şeyi yaptı; değişen ne oldu? Halklar yerinden edildi, siviller katledildi. Olan yine halka oluyor.” Çözümün ne olduğu sorusuna ise tek bir yanıtı var: “Zalimlerin yok olması.” Ancak “Bu zalimler nasıl yok olacak, halkların mücadelesiyle mi yok olacak?” diye sorduğumuzda, sadece omuz silkiyor. Kaderine terk edilmişlik duygusu, caddenin kalabalığında kendini hissettiriyor.

“İnsan Düşmanı Da Olsa Ölüme Sevinmemeli”

İftar saati yaklaştıkça sokaklar kalabalıklaşıyor. Tezgahındaki malzemeleri satmaya çalışan sokak esnafının arasından geçip, bankta tek başına oturan yaşlı bir yurttaşa yaklaşıyoruz. Endişeli bakışlarla bizi süzüyor. Konuşmaya pek gönüllü değil ama “Dünyada İslamiyet diye bir şey kalmadı” diyerek içini döküyor: “Sistemin liderleri Müslüman görünüyor ama hiçbiri değil. Suriye’ye, Irak’a, Libya’ya huzur getirdiler mi ki buraya getirsinler? Bu güç kimdeyse o yönetiyor, her şey Amerika’nın güdümünde.” Hamaney’in ölümüne sevinenleri hatırlattığımızda ise acının süzgecinden geçmiş bir yanıt veriyor: “Ölüm acıdır. İnsan düşmanı da olsa ölüme sevinmemeli. İran rejimi insanları katletti, babaları çocukların gözü önünde idam etti; doğrudur. Ama ölümle çözüm olmaz. İnsanlık biterse biz de biteriz.”

“Savaşın Buraya Yansımasından Korkuyorum”

Sokakta alışveriş yapan genç kadınlar ise daha çok savaşın Türkiye’ye sıçramasından endişeli. AKP iktidarının İsrail üzerinden kurduğu tehdit söylemi sokakta karşılık bulmuş görünüyor. Genç bir kadın, “Bir kadın olarak barıştan tarafım. Bir saldırı olsa burada bunca insan ne yapacak? Savaşın buraya yansımasından korkuyorum” diyor.

Bankta hararetli bir tartışmanın ortasındayken sohbetine dahil olduğumuz Ali Alan ise ismini vermekten çekinmiyor. Hükümetin tavrını eleştirerek, “Türkiye tek bir tavır koyamıyor, ABD’yi kınayamıyor. Müslüman ülkelerin petrolünü Amerika yiyor, kimsenin sesi çıkmıyor” diyor. Alan’a göre bu bir zincirin halkası: “Suriye’yi, Irak’ı yok ettiler. Şimdi İran… Sonra sıra Türkiye’ye gelecek. NATO neden sessiz? Çünkü her şey güç odaklı.”

Bir Kadın Sendikacı: Demokrasi Değil, Katliam Getiriyorlar

Sokağın bu karamsar ve parçalı havasına karşın kadın kurumları ve sendikalarda daha net bir hat var. DİSK’e bağlı Genel-İş Diyarbakır 1 No’lu Şube Eş Başkanı Sabahat Sever, emperyalistlerin demokrasi vaadinin kadınlar için ne anlama geldiğini net bir şekilde özetliyor: “Yüzyıldır bu savaşlar, bu paylaşımlar var. En çok yıkılan, parçalanan biz kadınlar ve çocuklarız. Emperyalist güçler petrol ve iktidar kavgası yaparken, bizim bedenimiz üzerinden savaş yürütüyorlar.” Sever, Afganistan örneğini hatırlatarak şöyle devam ediyor: “Afganistan’da gördük; demokrasi dediler, Taliban’a teslim edip gittiler. Kadınları eve kapattılar, katlettiler. Bu yüzden demokrasi vaadi bize samimi gelmiyor. Aksine bu otoriter bir rejim inşasıdır.”

“Çözüm Rojava’daki Gibi Örgütlü Direnişte”

Sever’e göre çözüm ne omuz silkmekte ne de dışarıdan bir müdahale beklemekte: “Biz bunu Rojava’da gördük. Saldırıları durduran halkın gücüydü. Kadınlar olarak sahada örgütlenerek bu emperyalist oyunları yıkabiliriz. Bize demokrasi adı altında kelime oyunları yapıyorlar. İrademiz gasbediliyor, öğretmenlerimizin, kadınlarımızın psikolojisi bozuluyor. Eğer birbirimize dokunur, örgütlenirsek bu rejimlerin bizi katletmesinin önüne geçebiliriz. Yolumuz açık, yeter ki o güce inanalım.”

Kaynak: Evrensel

ABD ve İsrail’in Saldırılarına Bölge Halkı Ne Diyor? Diyarbakırlılar İran’a Bakıp Irak’ı, Suriye’yi Hatırlıyor
+ - 0
Haber bültenimize abone olun ve tüm haberlerden anında haberdar olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Ne Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Ne Haber AI ile Haber Hakkında Sohbet

Ne Haber AI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir