DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP’nin çözüm süreci kapsamında hazırladığı komisyon raporunu eleştirdi. Raporda MHP lideri Devlet Bahçeli’nin cesur çıkışları yerine 120 sayfa boyunca Kürt sorununun olmadığının iddia edildiğini belirten Bakırhan, “Bugüne kadar demek ki zorla, cezaeviyle, işkenceyle anlatamamışlar şimdi bir metne dökülmüş. Çok ayıp” dedi.
Çözüm süreci kapsamında tüm siyasi partilerin komisyon raporunu teslim etmesinin ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İlke TV’de gündemi değerlendirdi.
AK Parti’nin Meclis Başkanlığı’na sunduğu süreç raporuna ilişkin değerlendirme yapan Bakırhan, şu ifadelere yer verdi:
“Kürt meselesiyle demokratikleşme bağını kurması açısından ben raporu önemsedim. Çünkü bugüne kadar AK Parti’nin söylem ve pratikleri böyle söylemiyordu; daha çok, işte, tırnak içerisinde ‘terörü bitirme’ bilmem vesaire diye bahsediyordu. İlk defa raporda demokratikleşme ve Kürt meselesinin bağını kuruyor. Bütün eksiklerine rağmen. Yine raporda çok önemli bir şey vardı. Dikkatinizi çekmiştir muhtemelen. Aynen şöyle diyor: ‘Kürt meselesi Türkiye’nin kendisiyle imtihanı meselesidir.’ Bu da değerlidir. Doğrudur; Kürt meselesi Türkiye’nin kendisiyle imtihanı meselesidir. Bu imtihanı hepimizin başarıyla geçmemiz gerekiyor: emekli için, öğrenci için, geçinemeyen için, Kürt için, eşit yurttaşlık talebinde bulunan Aleviler için, diğer halklar ve inançlar için. Bu tespitler önemlidir. Yani genel anlamda bunları Merkez Yürütme Kurulumuza da değerlendireceğiz ama ilk etapta değerlendirirsek, tam istediğimiz gibi değil; bir aralık var.”
Sürece ilişkin adlandırmalardaki farklıları “Reddedenle mücadelesini yürüten hiçbir dönem sorunu aynı adla adlandırmadı” diye açıklayan Bakırhan, “Dünyanın her yerinde böyle. Biz hak arama mücadelesi, demokrasi mücadelesi, Kürt meselesinin demokratikleşmesi derken, bugüne kadar bunu inkar eden, reddeden ve bastırmaya çalışanlar farklı isimlerle adlandırdılar. Biz kimin nasıl, neyle adlandırdığını çok önemli görmüyoruz. Sonuçta, bu mücadeleyi yürütenlerin gücü ve örgütlülüğü neticede sonucu belirliyor” diye konuştu.
Bakırhan, raporların partilere ait olduğunu, neticede ortak rapor olmadığını hatırlatarak, şunları söyledi:
“Bu sürecin başında toplandığımızda Meclis Başkanı bize şunu söylemişti: ‘Hele bir silahlar sussun, hele bir önce öyle bir silahları bırakma kararı çıksın. O zaman masada konuşmayacağımız, tartışmayacağımız, hal yoluna koymayacağımız sorun kalmayacak’ Sayın Numan Bey’i, biz başlarken, daha yolun en başında bu söylediklerini tekrar hatırlamaya davet ediyorum. Bu söylediklerine uygun ortak bir rapor ortaya çıkarmaya davet ediyorum. Dolayısıyla AKP’nin raporu Meclis’in raporu değil; Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bizim raporumuz Meclis’in toplamındaki raporlar olmadıkları için, bu raporların umarım bir noktada ortaklaşır, buluşur. Yüzyıllık meselenin çözümünde daha yapıcı, daha kapsayıcı bir noktada durur.”
“İçerik Tatmin Etmiyor”
AK Parti’nin raporunda AİHM göndermelerinin yer aldığını belirten Bakırhan, “Kimi meselelere ilişkin, içeriğine çok katılmasam da farklı şeyler olsa da bence üzerinde tartışılır, konuşulur bir rapor olduğunu belirtmek istiyorum. Mesela ekonomik uyumdan psikososyal desteğe, kurumsal koordinasyondan demokratikleşme perspektifiyle Kürt meselesinin değerlendirilmesine kadar; idari uygulamaların iyileştirilmesi ve gözden geçirilmesi gibi önemli başlıklar var. Ama içerik yeterince tatmin etmiyor, yeterince tanımlamıyor” diye konuştu.
Elinde silahı bırakan ne yapacak, nereye gidecek? Buna tasfiye dersek, buna pişmanlık dersek, o zaman süreci tam anlamamış oluruz. Dolayısıyla yetkililere, sizin aracılığınızla da bir çağrımdır: Lütfen, yüzyıllık bir meselenin tartışıldığı bir süreçte, DEM Parti kadar hassas, titiz, disiplinli, dikkatli, irite etmeyen ve kırmayan bir dil kullanalım. Kürt meselesi demek, kimin neyini alıp götürüyor demek değildir; apaçık ortada, Kürt meselesinin inkarından kaynaklanmış bir kavga, bir şiddet ve bunu bastırmaya çalışan bir sistem söz konusudur. Şimdi oturuyoruz; tabii ki silahlar ve şiddet konuşulurken demokrasiyi, yerel yönetimleri, ana dili, çevreyi, umudu çalınan gençleri, Türkiye’nin 3 trilyon dolarına mal olmuş ve boşa akmış parayı, ekonomideki adaletsizliği, Kürt illerindeki sanayisizliği konuşacağız. Öyle ağzına geleni konuşuyorlar, çok rahat konuşuyorlar. Dolayısıyla ben Adalet Bakanı’na katılmadığımı belirtmek istiyorum ve herkesin diline dikkat etmesi gerektiğini vurguluyorum.”
MHP’nin Raporu
MHP’nin hazırladığı 120 sayfalık raporu eleştiren ve rapor ile Bahçeli’nin önceki açıklamaları arasında fark olduğunu belirten Bakırhan, şu ifadelerde bulundu: “Bahçeli’nin o cesur çıkışları, değerlendirmeleri, o tarihi referansları, metinlerdeki entelektüel ve kapsayıcı sözcükler gitti; yerine 120 sayfalık bir rapor geldi. İlginç, bakın, 120 sayfanın 100 sayfasında Kürt meselesinin olmadığını bize anlatıyor. Bugüne kadar demek ki zorla, cezaeviyle, işkenceyle anlatamamışlar; şimdi bir metne dökülmüş. Çok ayıp. Bahçeli’nin samimi olduğunu düşünüyoruz. Yani Sayın Bahçeli’nin konuşmaları ve yaklaşımı ile rapor arasında bir makas farkı olduğunu görüyoruz. MHP’nin hazırladığı umut hakkına ilişkin de çok açık uçlu bir değerlendirme var; mesela, ‘İnsanlar orada yaşamını yitirmemeli…’ falan filan gibi. Emin olun, bizi biraz şaşırttı Milliyetçi Hareket Partisi’nin raporu. Umarım yasa tartışılırken yasada ortaklaşırız. Yani en azından bugüne kadar kullandıkları sözler ve yaptıkları değerlendirmelere uygun bir yaklaşım içinde olabilirler.
Böyle bir şey olabilir mi? Kürt sorunu var mı, yok mu? Biz şimdi onu mu tartışıyoruz? Kürt sorunu var ki bir diyalog ve müzakere oldu. Kürt sorunu var ki İmralı’ya gidildi. Kürt sorunu var ki orada PKK var. Kürt sorunu var ki Figenler, Selahattinler ve binlerce arkadaşımız cezaevinde. Kürt sorunu var ki binlerce insan sürgünde. Böyle bir şey mi olabilir? Yani Kürt’e yüz yıldır sopayla kabul ettiremediğin şeyi şimdi bu süreçte mi? Yok, böyle bir sorunumuz yokmuş. Elhamdülillah hepimiz Müslüman ve Türk’müşüz. Unutmuşuz ya da kandırılmışız. Bu noktaya böyle mi diyeceğiz?”
“Anayasa Gündeme Gelmedi”
Bazı kesimlerin sürece “anayasa değişikliği ittifakı” olarak baktığı yorumlarına hiçbir görüşmede anayasa meselesinin gündeme gelmediğinin altını çizen Bakırhan, “22 yıldır AK PartiYi iktidarda tutanlar kendilerini sorgulasın. Biz mücadele ettik. ‘Adam kazandı’ diyen biz değildik; biz, ‘adam kazandı’ diyene oy verenlerdik. Son Cumhurbaşkanı seçiminde 2’inci turda tatil eden biz değildik. Çözüm sürecinden bir AK Parti-MHP-DEM Parti ittifakı çıkaran akla biraz şaşıyorum; bunun doğru olmadığını belirtmek isterim. Böyle bir şey masada da olmadı. Muhataplarımızın da böyle bir gündemi olmadığını ve bize böyle bir gündemi söyleme cesaretlerinin de olmadı. Kürt hareketi, bedelleri ve değerleriyle, bütün renklerin oluşturduğu çok kıymetli bir zemindir” şeklinde konuştu.
Demokratik bir anayasanın ihtiyaç olduğunu fakat şuan masada yer almadığını belirten Bakırhan, “Emin olun, hiçbir zeminde anayasa meselesi bizim gündemimize gelmedi. Sayın Öcalan ile görüştüğümüzde de anayasa meselesi hiçbir zaman gündeme gelmedi. Zamanı ve günü geldiğinde, bir anayasa yapımına Türkiye kamuoyuyla hazırız derse; böyle bir ihtiyaç ortaya çıkarsa eşit yurttaşlığı tanıyan, ana dil özgürlüğünü tanıyan, İstanbul Sözleşmesi’ni tanıyan, emeğin hakkını tanıyan, ekonomide adaleti sağlayan, çevre kırımını durduran ve dış politikada halklarla barışı gözeten bir anayasa yapılır. Ama şu anda iktidarın böyle bir gündemi yokken, bizim böyle bir gündemimiz yokken, emin olun, bir yıl boyunca gündemimize hiç gelmemişken, top oyuna girmekten kaçan basit algılarla Türkiye toplumunun zekasını küçümsemek doğru değil” ifadelerinde bulundu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Suriye Demokratik Güçleri’ne (QSD) yönelik açıklamalarına “Lütfen, 100 yıl sonra Kürtler ilk defa orada demokratik haklarına kavuşacakken Türkiye buna engel olmasın” ifadelerini kullanarak şöyle konuştu: “Ankara, SDG’den tedirgin olmamalı. SDG buraya bir tehdit değil. Türkiye’de yaklaşık 25 milyon Kürt yaşıyor; onlar bizim akrabalarımız. Oraya parmak sallamak, kullanılan her negatif dil bizi yaralıyor. Bu ülkenin vatandaşları olarak, bu ülkeyi yönetenlerin buna dikkat etmesi gerekiyor. Nasıl Bosna’daki Müslümanlara yapılanlar ya da Filistin halkına yönelik katliam ve kıyımlar bizi rahatsız ediyorsa, bunlar da bizim akrabalarımız. Diğerleri kadar bu da bizi rahatsız ediyor. Eğer SDG’den buraya bir tehdit olsaydı, emin olun biz kendimiz eleştirirdik. Belki de ilk defa burada söylüyorum: Biz bunu kendi kurullarımızda da tartışacağız. Daha şimdiden arkadaşlar arasında sohbetini yaptık.
Suriye’ye Ziyaret Planlıyoruz
Biz Suriye’ye bir ziyaret yapmayı planlıyoruz. Hem Şam hükümetiyle, hem SDG yönetimiyle, hem de oradaki Dürzi vatandaşlarla, Alevi yurttaşlarla görüşmek isteriz. Sonuçta orası yanı başımızda, komşu bir ülke. Orada bizim soydaşlarımız yaşıyor; Türkmenler var, Kürtler var, çok sayıda halk var. Gidip görmek ve objektif değerlendirmek çok önemlidir. Şimdi dışarıdan ‘Kürt tehdittir’ algısı oluşturuluyor. Tam tersine, Kürtler hiçbir zaman Türkiye için tehdit olmadı. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. Eğer bir tehdit olursa, emin olun biz iktidardan önce itiraz eder, eleştiririz. Ama şu ana kadar böyle bir tehdit oluşmadı. Bütün bozucu yaklaşımlara, atılan bombalara, vurulan sağlık kuruluşlarına ve fabrikalara rağmen SDG yönetimi hiçbir zaman üslubunu ve yaklaşımını bozmadı. Lütfen, 100 yıl sonra Kürtler ilk defa orada demokratik haklarına kavuşacakken Türkiye buna engel olmasın. Bu doğru değil; bizi yaralıyor. Eğer Türkiye’yi tehdit eden, rahatsız eden bir durum varsa, söz veriyoruz: Biz gidelim, biz konuşalım, biz engelleyelim.
Demokratik Entegrasyon
Hakan Fidan’ı eleştirdiğim en önemli konulardan biri de budur. Dünyanın tanıdığı QSD’yi, Şara’nın tanıdığı ve düzenli görüştüğü QSD’yi neden Türkiye muhatap almıyor? Açık söylüyorum, muhtemelen Şara, Mazlum Kobani ve İlham Ahmed ile Hakan Fidan’dan daha fazla görüşüyor. Hakan Fidan neden bu kaygılarını SDG yönetimine iletmiyor? Neden Türkiye resmi bir heyet gönderip SDG ile doğrudan görüşmüyor, eleştirilerini ve önerilerini aktarmıyor? Türkiye orada tek taraflı davranıyor, sert ve karşıt bir pozisyon alıyor. Biz bunu eleştiriyoruz. SDG orada; geçmişte buraya geldiler, kıyamet kopmadı. Yine gelsinler. Buyurun, siz gidin; konuşun, görüşün. Biz de anlayalım. Çağırın televizyon programlarına çıksınlar; fazla bir şey varsa birlikte eleştirelim.
Tam tersine, QSD demokratik bir entegrasyonu benimsiyor ve istiyor. Ama kime entegre olacak? Daha dün Alevilere karşı yeniden bir katliam yaşandı.”


